1980`li yıllar itibari ile hızlı bir değişim sürecine giren Türkiye ekonomisi, bu serüven sırasında girişimcilerine çok şey öğretti. Şirketler büyüdü, coğrafyaları genişledi, yönetim koltuklarında farklı ülkelerden farklı insanlar buluşmaya başladı. Örneğin 1996`da başlayan Gümrük Birliği yıllarındaki yeni ithalat dalgası, Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler`den (KOBİ) epey kurban aldı. Ama yıkılmayıp ayakta kalanlar ihracatı öğrendi ve adeta Avrupa Birliği(AB) üyesi ülkelerin üretim üssü oldu. Yine bu ihracat, 2001`deki şiddetli kriz sırasında dışa açılmış olan KOBİ`lerin can simidi oldu. İlerleyen yıllarda AB sürecinin de etkisi ile Türk KOBİ`leri; şirket evliliklerini, kurumsal ve finansal yönetim sistemlerini öğrenerek gelenekselliğin getirdiği yüklerden kurtuldular.
Şimdi ise, KOBİ`leri bambaşka bir dönem ve yeni tsunami dalgaları bekliyor. Öyle ki küresel finans devlerinin çöktüğü, Asya`nın üretim çılgınlığının dünyayı sarstığı ve pazardan pay almanın aslanın midesinde olduğu bir dönemden bahsediyoruz. İşte bu dalgaları hasarsız atlatmak için Türkiye`deki işletmelerin yeni bir kabuk değişimine daha ihtiyacı var. Bu değişim adı da inovasyon ya da Türkçesi ile yenilikçilik.
|